Nuruahlal'a Hoş geldiniz.. Dost Kapımızdan Sizde Girin İçeri... Allah'ım Gönlümüzde Olanı Hakkımızda Hayırlı Eyle, Hakkımızda Hayırlı Olanı Gönlümüze Razı Eyle Amin.. Nuruahlal'a Hoş geldiniz

Go Back   NURUAHLAL > Huzur Köşesi > Türk İslam Sanatları
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen TeFeKKüR

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10 Temmuz 2011, 20:04   #1
Kardeş
 
TeFeKKüR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 Mayıs 2010
Mesajlar: 142

Ettiği Teşekkürler: 214
123 Mesajı 296 Teşekkür Aldı
Yeni Tefekkürlerin simgesi bir çiçek:Lale.



Lale, Farsça kökenli bir kelime olup aslı “lala”dır. Osmanlı, fethettiği memleketlerdeki kültür alışverişi neticesinde; nasıl “menara” yı “minare” yapmışsa, “lala” yı da kendi dilinin inceliğine uydurarak “lale” yapmış ve kendi kültürüne katmıştır.

Bir devre ismini vermiş bu nadide çiçek, bir takım tedaileri de beraberinde getiriyor; Osmanlı imparatorluğu, İstanbul, ihtişam ve zenginlik gibi...

Lalenin bir devre ismini veriş sebebini araştırdığımızda, altında Osmanlı’nın öteden beri çiçeğe duyduğu hayranlık ve tabiata olan sevgisini görürüz.

Kanuni zamanında İstanbul’a gelen ve Türkiye’den dönerken lale soğanını, Avrupa’ya götürüp tanıtan elçi Busbek, “Türklerin çiçeğe aşırı düşkün olduklarını ceplerindeki bütün parayı çiçek için vermekten çekinmediklerini nergis, sümbül ve lalenin her yerde ekildiğini yazar.

Nereden kaynaklanıyordu bu sevgi? Bu düşkünlüğe yol açan sebepleri araştırdığımızda; III. Ahmet’in fermanındaki şu cümle çok dikkat çekicidir. “Kudret-i İlahiye’yi nazar-ı ibret ile temaşa için”, böylece anlıyoruz ki Osmanlı’nın dünya görüşünde olduğu gibi, çiçek sevgisi de dini bir karakter arz etmektedir.

Evet, Osmanlı, kara toprağa gömülen bir soğanın günü gelince ve gökten inen bir su ile sulana sulana, yeşil birkaç yaprakla yeryüzüne çıkıvermesini ve yine günü gelince de mutlaka o yeşil yapraklar arasından önce siyah bir yumrunun sonra da onun içinden en olmadık harikulade renklerde nazlı nazlı çiçeklerin çıkmasını; kendini açıkça ortaya koymayan, insan aklına tam sığmayan, insan ölçüsü ile konuşmayan, ama kendini, sonsuz kudretini, sevgisini; o yemyeşil ağaçlarda, süzülerek uçan kuşlarda, doğan günde, batan günde, binbir türlü böceklerde ve baharda açan rengârenk lalelerde gösteren, sergileyen, kelimesiz, yazısız, sözsüz bir dil ile konuşan, haber veren Cemili Zülcemal’den biliyordu.

Osmanlı insanının günlük hayatının her parçasına yön veren Yüce Beyan, insam tefekküre sevk eden birçok ayetlerle bezenmiştir.


“Odur ki size gökten su indirdi. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, O bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş ta neler; harmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer kimi benzemez. Her birinin meyvesine bakın; Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman. Şüphesiz bu size gösterilenlerden, inananlar toplumu için elbette çok ibretler vardır.” (Enam.99)

Evet, tarihin tozlu sahifelerinde ara sıra hatırlayabildiğimiz o muhteşem insanlar, tabiatın bağrındaki rengârenk çiçeklere ve lalelere bakarken de, akıllarından hiç çıkmayan O En Büyük Varlığın sırrını arıyorlardı.

İnsanı, Yaratıcı’sını düşünmeye sevk eden bu nadide çiçek, Divan Edebiyatında da hususi bir yere sahipti. Harflerin karşılığı olan sayılar hesabına dayanan “Ebcet” usulünde “Allah” kelimesi ile “Lale” kelimesinin aynı rakama tekabül etmesi, “Yaratıcının” yarattıklarında tecelli etmesi düşüncesine sahip şairlerle, edebiyat meraklılarını derin heyecana düşürmüştür.

İmparatorluğun çiçeklerle bezenmiş başşehri İstanbul ve onun duru düşünceli insanları, oraya gelen yabancılar da oldukça tesiri altına almış ve hayran bırakmıştır. Fransızların soylu şairi ve devlet adamı Lamartine de bunlardan biri ve O, Topkapı sarayından çıkarken duygularını şöyle dile getiriyor. “Gezmiş olduğum hayranlık uyandıracak güzellikte sarayın genel karakteri ne büyüklük, ne rahatlık, ne de haşmettir; bu saray, aslında, ışığa açılmış pencereleriyle, yaldızlı tahtadan yapılmış çadırlar topluluğudur. Bu sarayların karakteri, Türk milletinin karakteridir: Akıl ve tabiat sevgisi. Güzel görünümlere, parlak denizlere, gölgelikler, su kaynaklarının, dağların karlı tepelerinin çerçevelediği sonsuz ufuklara, bu sevgi, bu içten meyil, bu milletin başlıca hissi. Bu histe, köklerini hatırlamaktan hoşlanan çoban ve gezici bir milletin duygusu sezilir. Bu sarayda bir Avrupa sarayının ne lüksü, ne de esrarI, servetleri görülür; orada, sadece ağaçların vahşi ormandakiler gibi hür fışkırışları, su şırıltıları, güvercinlerin ötüşleri var

İmparatorluğun her yerinde bu böyledir; asil, kibar veya halk adamı, büyük ve küçük, hepsinin tek isteği, tek bir duygusu var: Göz zevki, güzel ufku seyretme zevki veya evinin yeri uygun değilse ve kişi yoksulsa, hiç değilse bir ağaca, kuşlara, bir koyuna, bir toprak parçası üstündeki, kulübenin çevresinde ötüşen güvercinlere malik olmak.

Harikulade bir ufkun karşısında, başının üstünde ağaç dalları ve yanında bir çeşme, gözünün önünde kırlar veya deniz, oturmak ve orada, belirsiz, dalgın bir seyirle saatler, günler geçirmek, işte müslümanın hayatı;

Bu insanlar, duygularını dışarı vermez, gururuna, nefsine güvenir, başkalarıyla toplu hayatın verebildiği hazlara da ehemmiyet vermez; tabiattan aldıkları onlara yeter; hayal kurar, düşünür, namaz kılarlar.

(Lale istediği kadar içindeki yanık yarasını (siyahlığını) saklasın, biz onun yapraklarının gönüllerde keyif ve sevinç alevleri tutuşturduğunu biliriz)

Kaynakları

1. H.C.Yalçın “Türk Mektupları” istanbul, s. 3862.
2. Prof, Dr. Süheyl Ünver “The History of tulips in Turkey” London. 1969, 5. 50.
3. Çelik Gülersoy ‘‘Lale ve istanbul’’ Istanbul 1980.
4. ‘‘istanbul yazıları’’ st. kitaplığı yayını, 1971 5.127-129.
5. Ahmet Refik “Hicri Onikinci Asırda İst. Hayatı’’ i st. 1930, s. 94 - 95.
6. Bahriye Şandra “Yabancı Gözü ıle 125 Yıl Önce İst.” ist. 1967, 5. 181.
7. H. Şehsuvaroğlu “Asırlar Boyunca İstanbul” s. 170.
8. E. Hakkı Ayverdl ‘‘18. Asırda Lale” 1950 s.5-7.
9. “Risale-i Esame-i Lale” Millet ktb. tby. 158.
YAKAZA bunu beğendi.
__________________


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
TeFeKKüR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11 Temmuz 2011, 23:13   #2
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Standart

Bütün bir âlem gölgesinde
Hayat ve can bulur Lale’nin
Bütün gülistan beldesinde
Son temsilci Gül’dür Lale’nin

Ruh ve bedende âlem birlik
Lale emrinde Gül’dür dirlik
Ömür tarlası taze gençlik
prübaşı Gül’dür Lale’nin

Rahmet ve kılıç derde deva
Lale yurdunda Gül’dür sefa
Ruh ve nefiste aşkın cefa
Serdengeçti Gül’dür Lale’nin


Mümin ve kâfir insan rolü
Lale indinde Gül’dür dölü
Bütün varlığın tek kontrolü
İnsan soyu Gül’dür Lale’nin

Sevgi ve korku kalpte saklı
Lale katında Gül’dür haklı
Ruh diyarında insan aklı
Selim akıl Gül’dür Lale’nin


Hayat ve ölüm bir hakikat
Lale aşkında Güldür rikkat
Zâhir ve bâtın tek tarikat
Saf hakikat Gül’dür Lale’nin


Dünya ve ahret iki durak
Lale seyrinde Gül’dür Burak
Ahiret bâki dünya kurak
Tek yeşillik Gül’dür Lale’nin


Mutlak Hakikat mektebinde
Lale işinde Gül’dür zinde
Hakikat nuru tekdir dinde
Son muallim Gül’dür Lale’nin

Varlık ve yokluk arasında
Lale aşkında Gül’dür sevda
Sevda nurunun karşısında
Aşk eşiği Gül’dür Lale’nin


Lokman Hekim’de âciz ferman
Lale tıbbında Gül’dür derman
Sevda denizi kalpte umman
Tek kurtuluş Gül’dür Lale’nin
Osman Temiz
__________________
Madem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır. ” (105)

emirdağ lahikası





BEDİÜZZAMAN
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
YAKAZA Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
vuslat (04 Ağustos 2011)
Alt 11 Temmuz 2011, 23:37   #3
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Standart




Lale!..
İstanbul’da söylenen en zarif kelimedir…
Nisan ve Mayıs aylarını süsleyen bir sehl-i mümteni…Bir yaratılış şahikasıbir güzellik masalıdır.

Lale bir ilham ;güzellik uğuldar renklerinde sevgiler çoşar yapraklarında.

Lale bir güzel bahçeşevk ile yürünür tarhlarında ve şavklar saçılır altı yöne altı yaprağından.

Lale hasbi bir tebessümkalbî bir yakınlık…

Lale bir aşkın adı;bir derin hüzün buketi…

Lale ile acı gerçekler mutlu düşlerepaslı demirler parlak gümüşlere yavuz bakışlara tatlı gülüşlere döner birden ; lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde.

Lale başıma taç ve ben ona muhtaç.

İstanbul toprağına düşmeyince bir lale renge durmaz yaprağıgülümsemez çiçeği.Bâkır kâselerinde demlenmiş düşler getirir lale hayatımıza ve yaşama sevinci vurur kalplerimizin duvarlarına.

Kapa gözlerini ve dinle sakibir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!..

İstanbul’a çıkmayan bir lale yolulaleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptıryitiktir.

Rüzgârları toplayan hüzünler ağlar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında yas tutar gibi laleler seher vakitlerinde…

İskender Pala
__________________
Madem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır. ” (105)

emirdağ lahikası





BEDİÜZZAMAN
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
YAKAZA Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
vuslat (04 Ağustos 2011)
Alt 11 Temmuz 2011, 23:44   #4
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Standart




LALE YARADANI HATIRLATIR
Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul!
Amma lâle gibi ol ki hâlinden sadece “yâr” haberdâr olsun.
Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir hilâli çevreleyen yıldızlar…Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer.
Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidirLâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona “ferâhâver (ferahlık veren)” denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış gönüllere âb-ı hayat sunmuştur...
Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.
Leyl; gece demektir Gece sevda demektir "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır.

Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! işte o zaman her yer sana âyân olur Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır.

Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup asılkasdedilen "Mevlâ"dır

Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir.

Ve Cebrâil'in "Oku" emrini müteâkiben;

örtüsüne bürünen ürkek yürek artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "M e v L â" görür hâle gelir.
__________________
Madem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır. ” (105)

emirdağ lahikası





BEDİÜZZAMAN
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
YAKAZA Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
vuslat (04 Ağustos 2011)
Alt 18 Temmuz 2011, 01:32   #5
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Standart



Lâle ile acı gerçekler mutlu düşlere paslı demirler parlak gümüşlere

yavuz bak...ışlar tatlı gülüşlere döner birden;

lâle ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde.
Lâle bağıma taç ben ona muhtaç. “

İskender PALA / Katre-i Matem
__________________
Madem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır. ” (105)

emirdağ lahikası





BEDİÜZZAMAN
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
YAKAZA Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
vuslat (04 Ağustos 2011)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hutbe-i Şamiye Necmi Hutbe-i Şâmiye 0 17 Ocak 2011 08:57
KonuLarına Göre AyetLer (K ) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:56
KonuLarına Göre AyetLer ( Ö) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:50
KonuLarına Göre AyetLer ( Y) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:39
KonuLarına Göre AyetLer ( Z) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:37


sinan525 saat..


vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” Hz. Muhammed (S.A.V)
NuruAhlal.com