
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Spor Dünyası Spor İle İlgili Paylaşımlarımız Buraya |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Yönetici
Üyelik tarihi: 15 Şubat 2008
Bulunduğu yer: Kırşehir.Antalya
Mesajlar: 1.073
|
İslâm dini, Müslümanları spora çeşitli sebeplerle teşvik etmiştir. Müslümanlar, Asr-ı saadetten itibaren Hazreti Peygamber (s.a.s)'in tavsiye ettiği sporlardan atıcılık, binicilik, güreş vs. sporlarla meşgul olmuşlardır.
Atıcılık Müslümanların tarih boyunca en çok ilgi duyduğu spor dallarından biridir. "Onlara (düşmanlara karşı, gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın" (el-Enfal, 8/60). Bu âyette geçen "kuvvet" kelimesini Hazreti Peygamber (s.a.s) atıcı olarak anlamlandırmıştır. Resulüllah, atıcılığı, daha çocuk iken öğrenilip ölünceye kadar bırakılmaması gereken bir maharet olarak nitelendirmiş; insanın boş kaldıkça, canı sıkıldıkça, dinlenme ihtiyacı duydukça, vaktini değerlendirmek için sportif faaliyetlerle uğraşmasını uygun görmüştür. Peygamberimiz bir gün atış yapmakta olan gruba rastlayınca, ayakkabılarını çıkarıp atış sahası içerisinde yalınayak yürüdüğü ve onlara katıldığı bildirilmektedir. Yine o, atıcılık eğitiminin yapılmasını devamlı teşvik etmekle kalmamış, zaman zaman kendisi de atış poligonuna, atıcıları teşvik ve seyretmeye gitmiş, hatta atıcıları seyrederken onlardan bir tarafı tuttuğu da olmuştur. O devrin atıcılık sporları arasında "Dirkele" adında mızraklarla oynanan ve özellikle siyâhiler arasında yaygın olan bir spor dalı da vardı. Ashab-ı Kiram da atıcılığa önem vermiş ve her fırsatta ok atışları yapmışlardır. Öyleki, çocuklara bile belli hedefler dikerek atış yaptırdıkları görülmektedir. Bir defasında Hazreti Enes, atış yapan çocukların yanlarına gelmiş, atışlarını isabetsiz bularak beğenmemiş, bir çocuğun yayını elinden alarak birkaç ok atmış, hiç biri de hedefinden şaşmamıştı. Binicilik Asr-ı saadette at yarışlarına özgü belli bir hipodrom bulunmamakla birlikte; şehir halkı sık sık tertiplenen at yarışlarına giderlerdi. Resulüllah (s.a.s) devrinde iki çeşit at yetiştirildiğini biliyoruz. Bunlardan biri, koşu için; diğeri başka amaçlarla beslenirdi. Bu arada deve, eşek ve hatta insan yarışlarına da rastlanmaktadır. Ticaret kervanlarının gelip konakladıkları alan, bu tür yarışlar için kullanılıyordu. Hazreti Peygamber'in de buraya zaman zaman bizzat gelip kazananları tespit ve bunlara ödül dağıttığı bilinmektedir. Bir gün Resulüllah (s.a.s), Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer ile binicilikte yarıştılar. Bu yarışta Peygamberimiz onları geçti. Hazreti Ebu Bekir ikinci, Hazreti Ömer de üçüncü oldu. Güreş Asr-ı saadette güreş sporu da pek yaygındı. Rükâne adında biri bu spor dalında ün yapmıştı. Hazreti Peygamber (s.a.s) bu pehlivan ile güreşmişti. Rükâne İslâm'ı kabul etmek için Hazreti Muhammed (s.a.s)'in bizzat kendisiyle güreşmesini ve bu güreşte kendisini yenmesini şart koşmuştu, Hazreti Peygamber bu teklifi kabul etmiş, yapılan müsabakada, kendisine son derece güvenen Rükâne'yi şaşırtacak derecede güreşmiş ve onu üç kez mağlup etmiştir. Sonuçta Rükâne Müslüman olmuştu. Delikanlılık yaşındaki bazı sahabeler askeri seferlere katılabilmeye güçleri yettiğini Hazreti Peygamber'e ispatlamak amacıyla onun huzurunda güreşe tutuşurlardı. Çünkü yaşı küçük olanlar şayet kendilerinden büyük olan diğer gençlere üstünlük sağlayabilirlerse, gönüllü sıfatıyla bu savaşlara katılabilme hakkını elde ediyorlardı. Yüzme Hazreti Peygamber, yüzmeyi çocukluğunda annesiyle gittiği Medine'de öğrenmişti. Müslümanlara bu sporu tavsiye ederek, bir babanın çocuğuna öğretmesi gerekenler arasında, yazı yazmanın ve atıcılığın yanında, yüzme de zikredilmiştir. Hazreti Muhammed (s.a.s)'ın Mekke ve Medine gibi, yakınında deniz, göl ve akarsu bulunmayan bir çevrede yüzme öğrenmeyi tavsiye etmesi dikkat çekicidir. Allah'ın anılmadığı her şey, iş ve davranış, önemsiz bir oyun sayıldığı halde, aynı özelliği taşıyan, atın terbiye edilmesi, atıcılık sporu ile uğraşılması ve yüzmenin öğrenilme ve öğretilmesi yararlı oyunlar arasında kabul edilmiştir. Öte yandan Mekkeliler "kürre" denilen bir tür ayak topu oynarlardı ve büyük kalabalıklar halinde oynayanları seyretmeye gelirlerdi. Mekke'nin her semtinde bu oyunu oynamak için sahaların bulunduğu ve Resulüllah (s.a.s)'ın bu oyunu yasaklamadığı haber verilmektedir. Yine nakledildiğine göre, Hazreti Peygamber bir gün aralarında, hangisinin daha kuvvetli olduğunu bulmak için büyük bir taşı yerden kaldırmaya çalışan bir grup insanın yanından geçmiş ve bu yarışlarında hiçbir kötü taraf bulamamıştı. Koşu Diğer sportif faaliyetlerin yanında koşuya da önem verilmiştir. Asr-ı saadette erkeklerin koşu yarışı yaptıkları, sahabilerin Hazreti Peygamber'in huzurunda kendi aralarında yarış düzenledikleri ve Hazreti Ali'nin de çok hızlı koşan bir yarışçı olduğu bildirilmektedir. O devrin kadınları genelde hiçbir sporla ilgilenmezlerdi. Ancak Hazreti Muhammed (s.a.s)'in Hazreti Aişe ile müşterek hayatlarında en az iki defa bizzat koşu şeklinde yarışa tutuştuğu bilinmektedir. Bunların ilkinde Hazreti Aişe kazanmış, ancak birkaç sene sonra, herhalde vücut ağırlığından olacak, yine giriştikleri bir yarışta Resulüllah kazanmıştı. Dinimiz, bazı prensiplerin göz önüne alınması durumunda sportif faaliyetlerle uğraşmanın bir sakıncası olmadığı görüşündedir. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz: Sadece eğlenmek, dinlenmek ve zevk için oynanacak; namazın geçmesi veya gecikmesine sebep olmayacak; hiç bir menfaat beklenmeyecek; oyun sırasında dinimizin yasakladığı şeyler konuşulmayacak; tesettüre riayet edilecek; normal dinlenme ve eğlenme ölçülerini aşarak vakit israfına varan iptilâ halini almayacak ve en önemlisi oyunlar kumara âlet edilmeyecek. Sportif faaliyetlerin kumara âlet edilmesi kesinlikle yasaktır.
__________________
Mevlam! Sen'den gelene, gelmeyene; ne şekilde belirlemişsen kaderime, bu oyundaki biçtiğin rolüme , yürekten kocaman bir eyv
|
|
|
|
|
eyvAllah... Kullanıcısına; Bu Mesajı için 6 üye Teşekkür etti: |
acizkul (23 Ekim 2010), canem (23 Ekim 2010), GüLe SevdaLı (05 Haziran 2008), isko (23 Eylül 2008), nefise (05 Haziran 2008), nurlu_kalem (23 Ekim 2010) |
|
|
#2 |
|
Modaratör
Üyelik tarihi: 21 Ekim 2010
Mesajlar: 906
|
Dinimiz, bazı prensiplerin göz önüne alınması durumunda sportif faaliyetlerle uğraşmanın bir sakıncası olmadığı görüşündedir. Bu şartları şöyle sıralayabiliriz: Sadece eğlenmek, dinlenmek ve zevk için oynanacak; namazın geçmesi veya gecikmesine sebep olmayacak; hiç bir menfaat beklenmeyecek; oyun sırasında dinimizin yasakladığı şeyler konuşulmayacak; tesettüre riayet edilecek; normal dinlenme ve eğlenme ölçülerini aşarak vakit israfına varan iptilâ halini almayacak ve en önemlisi oyunlar kumara âlet edilmeyecek. Sportif faaliyetlerin kumara âlet edilmesi kesinlikle yasaktır.
Günümüzdeki spor anlayışı malesef can alır noktaya gelmiştir herşeyde iddialar var. Helal daire keyfe kafidir ...
__________________
Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip herşeyi mahbubuna feda eder. Yahut mahbubunu îlâ ve senâ etmek için başkalarını tenzil ve mânen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: “Güneş mahbubumun hüsnünü görüp utanıyor; görmemek için bulut perdesini başına çekiyor.” .![]() ![]() Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz İsm-i Âzamın bir sahife-i nuranîsi olan güneşi böyle utandırıyorsun? Sekizinci Mektup |
|
|
|
|
acizkul Kullanıcısına; Bu Mesajı için 4 üye Teşekkür etti: |
canem (23 Ekim 2010), eyvAllah... (06 Aralık 2010), nefise (24 Ekim 2010), nurlu_kalem (23 Ekim 2010) |
|
|
#3 | |
|
Kardeş
Üyelik tarihi: 16 Ekim 2010
Mesajlar: 311
|
Alıntı:
__________________
"Nurlarla iştigalin,ölümden başka her belaya, hastalıklara bir ilaç olduğu gibi, dehşetli ölümü de Cennetin kapısı gösterip ehl-i imani heyecanla şevke getiriyor." (Emirdağ Lahikası) |
|
|
|
|
|
nurlu_kalem Kullanıcısına; Bu Mesajı için 4 üye Teşekkür etti: |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Organ NAKLİ caiz midir ? | nazen | Sualleriniz & Cevapları | 13 | 21 Haziran 2011 16:22 |
| İslâm kültür ve uygarlığının batı dünyasına etkisi | YAKAZA | Şanlı Tarihimiz | 1 | 10 Mart 2011 18:13 |
| Âdemin Torunları İslâmî Açıdan Irkçılık ve Milliyetçilik Konularına Umumi Bir Bakış | معلم | Şanlı Tarihimiz | 3 | 23 Ocak 2011 15:59 |
| Hutbe-i Şamiye | Necmi | Hutbe-i Şâmiye | 0 | 17 Ocak 2011 08:57 |
| bediuzaman hazretleri ve islam harfleri | Necmi | Bediüzzaman Said'i Nursi | 0 | 19 Ekim 2009 22:35 |