
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Talebe
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422
|
EBUBEKİR ES-SIDDÎK RADIYALLAHÜ ANH'IN TEFEKKÜRÜ
Bir gün Basülü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki: (mealen) - Ya Ebubekir senin bir saat tefekkürün başkalarının yaptığı yetmiş senelik nafile ibadetden daha hayırlıdır. Gene başka bir zamanda diğer bir sahabeye de: - Senin bir saat tefekkürün başkalarının yaptığı on senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır. Gene başka bir zamanda diğer bir sahabeye de: - Senin bir saat tefekkürün başkalarının yaptığı bir senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır buyurmuşlardır. Hace-i kainat mefhar-ı mevcudat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz muhatablarını derece seviye ve tefekkürlerinin çeşidine agah olduğu için konuşmaları ve cevablan ona göre olurdu. Ebübekir radıyallahü anh'ın tefekkürü şu şekilde olurdu: - Ya Rabbi! vücüdumu öyle büyüt ve genişlik ver ki (bilirim senin emrin tahakkuk edecektir cennetlikler cennete cehennemlikler cehenneme girecektir) bütün vücudum cehennemi doldursun. Hiçbir asî kulun cehenneme girmesin! Sultanü'l-Arifîn Beyazid Bestamî kuddise sirruh'un zamanın Kutbu Ebu Hafs Haddad kuddise sirruh ile mülakatı: Eba Yezid Bestamî hazretleri zamanın kutbunun bazı hususiyetlerini öğrenmek için ziyaretine gelmişti. Aralarında şöyle bir görüşme geçti: Beyazid Bestami Kuddise sirruh Ebü Hafs'a hitaben buyurdu ki: - Senin ayaklarını öpeyim. Bana dua et. Ebu Hafs'ın derdi büyüktü. - Ben sana dua etmekle içimdeki dert sükunet bulmaz ki. - Derdin nedir söyle de çare bulalım. - Acaba kıyamet gününde bu kadar ibadullahın hali nice olur? İşte benim derdim bu. - Halkın muazzeb olmasından yani azaba uğratılmasından sana ne? - Bana ne mi? Benim fıtratımın mayası şefkat suyu ile yoğrulmuştur. Ehli cehenemin bütün azabı bana yükletilip onlar afvolunsa ben memnun ve derdimden halas olurum. Bu cevapların karşısında Beyazid Bestami hazretleri buyurdular ki: - Anladım ki kutbiyet sırrı başka bir manadır. Fazilet ilim ile değil amel çokluğu île de değil ancak mevhibe i ilahî ve teveccühü Hüda'dır. Halbuki zahiren Ebü Hafs hazretleri ümmî fakir bir demirci idi. Allah dostlarının Merhameti nihayetsizdir. Her devirde büyükleri çekemeyen hased eden hatta onlara hakaret eden bulunmuştur. Muhyiddin Arabi kuddise sirruh zamanında adamın biri bu Allah dostuna düşman kesilmiş. Namazlarının sonunda da ona on defa lanet okumağı vazife edinmiş. Zamanı gelmiş o lanetçi kişi ölmüş. Adamın cenazesinde Muhyiddin Arabi hazretleri de bulunmuş. O adamın afvı için Halik Teala hazretlerine çok yalvarmış. Cenaze defnedildikten sonra bir ahbabının evine giden Muhyiddin Arabi hazretleri bir müddet murakabede bulunduktan sonra murakebe halinden gülümseyerek ayrılmışlardı. Bu halini soranlara şöyle anlatmış: - Bana her gün namazlarından sonra lanet okuyan kimse afvedilinceye kadar hiç yemek yememek ve içmemek üzere ahdetmiştim. Ve onun için de şimdiye kadar hiçbir şeye iltifat etmeden bekledim. Yetmişbin kelime-i tevhidim vardı onların sevabım da o bana lanet okuyan kimseye hediye ettim. Elhamdülillah Allahü Teala benim bu niyazlarımı kabul ederek onun günahlarını afvetti. Ahdim yerine gelmiş olduğuna göre de artık yemek yiyebilirim. Allahü Teala' nın rahmeti sonsuzdur. Kayserili bir ahbabımız vardı. Arasıra görüşür hasbihal ederdik. Hal ehli idi. Daimi huzur halim devam ettirenlerdendi. Muhabbet ehli merhamet ehli idi. Uzun müddet görüşmek kabil olmadı. Üç beş sene evvel görüştüğümüzde kendisini çok kederli ve üzüntülü buldum. Kendisine sordum: - Kardeşim! Üzüntünün telaşının sebebi nedir? Cevaben dedi ki: - Derdim dertlerin en büyüğü. Benden merhamet duygusu alındı. Herkese karşı adeta düşman kesildim. Hatta haklı haksız aileme zulmediyorum. Görüşlerim çok değişti. Allah'ın kullarına mahlükatına karşı içimde en ufak bir acıma duygusu kalmadı. Mahvoldum halimin perişanlığına teemmül ediniz. Bir çare necat bulunuz. Kendisine kişinin hastalığını bilmesinin büyük bir nimet olduğu söylenirdi. Çünkü kusurunu hatasını bilen onu gidermeye gayret eder. Şüphesiz ki kişinin halinin değişmesi bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğu bir günahın neticesidir. Kendisine bilhassa seherlerde büyük bir nedamet içinde ihlas ile can u gönülden kırık bir kalble ısrarlı olarak istiğfare devam etmesi tavsiye edildi. Takriben bir yahut birbuçuk sene evvel tekrar görüşmek imkanı hasıl oldu. Allahü Teala ve tekaddes hazretleri onu bağışlamış eski halini iade etmişti. Kendisine halin nasıl diye sorulduğunda: Elhamdülillah Allahü Teala ve takaddes hazretleri habibi ve sevdikleri has kulları hürmetine eski halimi iade etti dedi. Çok neşeli idi. "Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğritme katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın." (Al-i İmran: 8) ALINTI
__________________
Madem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır. ” (105)
emirdağ lahikası BEDİÜZZAMAN |
|
|
|
|
YAKAZA Kullanıcısına; Bu Mesajı için Teşekkür Eden Üyeler: |
GüLe SevdaLı (22 Temmuz 2011) |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK | muhammedmustafa | İz Bırakanlar | 0 | 29 Şubat 2008 21:18 |