Nuruahlal'a Hoş geldiniz.. Dost Kapımızdan Sizde Girin İçeri... Allah'ım Gönlümüzde Olanı Hakkımızda Hayırlı Eyle, Hakkımızda Hayırlı Olanı Gönlümüze Razı Eyle Amin.. Nuruahlal'a Hoş geldiniz

Go Back   NURUAHLAL > Huzur Köşesi > Namazlarımız
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Namazlarımız Namazlarımızla İlgili Yazılar Buraya

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03 Ekim 2008, 09:30   #1
Admin
 
Necmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03 Şubat 2008
Bulunduğu yer: Bartın
Mesajlar: 3.558

Ettiği Teşekkürler: 2.584
2.138 Mesajı 4.156 Teşekkür Aldı
Standart Namazda Yaptığımız Gareketler Ve Sırları

NAMAZDA YAPTIĞIMIZ HAREKETLER
VE SIRLARI...

Bir günlük beş vakit namazda;

40 adet kamet (ayakta durma),
40 adet rüku (eğilme)
80 adet secde (yere baş koyma)
21 adet de tahiyyat (oturma) vardır.
Bu hareketlerle bir günlük (40) rek’at’lık namaz tamamlanmış olur.
Kamet : 40 sözler 1494 (1+4+9+4)= 18 Bin alem
Rüku : 40 hareketler 181
Secde : 80 1675 (1+6+7+5) =19
Tahiyyat : _ 21_
181 (18-1) ..... 18
(1-81) ...... 81
99 Esmaül hüsna
(19) Ondokuz nedir?
(18) On sekiz bin alemi seyr eden İnsan-ı kamildir.
Hangi yönden bakılırsa bakılsın, salat ibadetinin nice nice hakikatleri meydana çıkmaktadır.
Şimdi, bu hareketlerin ifade ettiği mana yönlerini görmeye çalışalım.
Birinci yönü itibariyle:

Arap alfabesini dikkate aldığımızda,
ayakta durma ; a elif,
rüku ; … dal,
secde ; â mim, şeklindedir.

Bu harfler yan yana getirildiği zaman á…a Adem kelimesini oluşturmaktadır.

Günde beş (5) vakit namaz kılan kimse böylece bedensel hareketleriyle de Ademliğini ortaya koymuş olmaktadır.

elif ismi verilen ve dikine inen o düz çizgi, aslında, on iki (12) noktanın alt alta sıralanışından meydana gelmektedir.

Bunlardan, nazari olarak,
en alttan yedi (7) nokta, ettur-u seb’a yani 7 nefs mertebesinin
1. emmare,
2. levvame,
3. mülhime,
4. mutmeinne,
5. radiye,
6. merdiyye,
7. safiye ifade etmektedir.

Devamı olan beş (5) nokta ise hazarat-ı hamse yani 5 hazreti
1. efal alemi,
2. esma alemi,
3. sıfat alemi,
4. zat alemi,
5. insan-ı kamil ifade etmektedir *(9).
*(9) Bu konuda, İrfan mektebi adlı kitabımızda yeterli bilgi verilmiştir.

12 noktadan meydana geldiği varsayılan a elif in şekillenme kabiliyeti vardır.
Nitekim biraz kıvrılırsa … dal, olur,
biraz daha kıvrılırsa â mim, olur;
böylece aynı elif’i değişik şekillere sokarak adem yazmış olabiliyoruz.

Bu oluşum insan varlığında da görülmektedir.
Rakkamlar için de aynı şeyler söylenebilir.

Nitekim hepsi de I sayısının değişik kıvrımlarla şekillendirilmesi suretiyle meydana gelmektedir. Kaynak ve malzeme hep o aynı a elif tir.

elif ise tek bir bütünlük içinde,
İlahi varlık Ehadiyyet mertebesinin ifadesidir.
Ehadiyyet mertebesinin belirli şekillerde zuhur etmesi, bu alemlerin meydana gelmesini sağlamaktadır.

İşte, Hakk’ın huzurunda ayakta durduğumuz zaman, İlahi vahdet, yani birlik alemini ve yukarıda bahsedilen on iki (12) mertebeyi ifade eden gerçek elif i meydana çıkarmış oluyoruz.
Rükua vardığımız eğildiğimiz zaman … dal mertebesini,
secdeye vardığımız zaman ise â mim mertebesinin meydana çıkarmış bulunuyoruz.

Bunların toplamı Adem olmuş oluyor ve kişi, bu hareketleri yaptığı zaman Adem mührünü, amel defterine her gün en az kırk (40) defa vurmuş oluyor ve ben Adem’im diye sözleri ve hareketleriyle, Ademliğini ispatlamış oluyor.

Ne zaman ki bunlar eksik kalıyor, işte amel defterinin o sayfaları da boş kalıyor, ibadetinde gevşeklik gösteren neler kaybettiğini bir bilebilseydi?..

Bir de kısaca tahiyyat yani oturma haline bakalım.
Diz üstü tahiyyatta oturan kişinin şekli, SAV. harflerini göstermektedir, şöyleki;
baş â mim,
gövde € ha,
dizler â mim,
dirsekler de … dal şeklini vermektedir.
Böylece tahiyyat­ta oturan kişi şeklen †àzß kelimesini oluşturmaktadır..

Eğer kişi bu manaları özü itibariyle de idrak edebilirse, işte o zaman ibadeti zahir ve batın kemal üzere oluşmuş olmaktadır
Bu kısmı özetlersek ;
elif mertebesinde Ademliğe ulaşan kimse,
secdeye vardığında: â mimi iyyeye, S.A.V.
tahiyyatta oturduğunda’da : â mim hakikati iyyeye S.A.V.
ulaşmış ve kamil insan mertebesinde oturmuş olur.
Namaz’a hareketlerinin
İkinci yönü itibariyle baktığımızda;

ayakta durma kıyam, nebatlara,

eğilme rüku, hayvanlara,

yere baş koyma secde, madenlere,

oturma tahiyyat ise, insanlara has bir durum ve görüntü vermektedir.

Bu haliyle düşündüğümüzde namaz’ın içinde;
maden, nebat, hayvan ve insan mertebelerinin toplu halde bulunduğunu görmüş oluyoruz.

Namaz’ın;
bir borç mu?,
bir emir mi?,
yoksa

bir hediye mi?, olduğu hakkında farklı görüşler mevcuttur.
Olaya ge­niş bir bakış açışı çerçevesinden bakılırsa bu görüşlerin tümününde doğru olduğu görülür.

Yani namaz kul için, hem borç, hem emir, hem de hediye ve lütuftur.
Aslında namaz mi’rac gecesi efendimize lütfedilen ve onun da ümmetine getirdiği bir hediyedir.
Bu hediyeyi kabullenip gereğini yerine getirmek kendilerine zor gelenlere ise emirdir.

Hayatının devamım sağlayabilmesi için gerekli gıdaları sağladığı maden, nebat ve hayvanlara karşı da borçtur.
Şimdi tekrar bu hareketlerin ifadelerini görmeye ve görüp anlamaya çalışalım.

Namazı eda etmek için, kıyam ayakta durduğumuz zaman nebat yani ağaçlar, çiçekler, sebzeler, meyveler gibi olmaktayız ve onlardan aldığımız gıdalarla bu hareketleri yapabilmekteyiz.

Yaşantımızın devamını sağlayan gıdaların büyük bir bölümünü bitkilerden karşılamaktayız.
Bitkiler kendileri için gerekli besin maddelerini yaşadıkları çevreden madensel ve foto sentez yoluyla sağlarlar.

Bitkiler, yaşamını bitkiyle sürdüren tüm canlılar için temel besin kaynağıdır. Bizlerin de bitkilerden sağladığımız gıdalara mutlak surette ihtiyacımız vardır. Ayrıca bitkilerden daha başka yönden de yararlanmaktayız.

Kısaca belirtelim ki, tüm alem canlıdır ve ruhludur.
Ruh-u azam tek olmakla birlikte değişik mertebelerden zuhuru vardır. Bunlar maden, nebat, hayvan ve insan mertebeleridir.
Her hangi bir nebati gıda alan kimse onda mevcud maddi unsurlardan yararlanmakla birlikte ayrıca o nebatın kendisindeki ruhani mertebesinden de faydalanmaktadır.

Böylece bizler farkında olmadan onlardan hem zahir ve batın yönüyle faydalanmaktayız.

İnsan yaşantısında bu kadar çok önemi olan gıdalardan günde, haftada, ayda ve ömür boyuncu tonlarca tüketmekteyiz. Onlar bizden bu tüketilme neticesinde her hangi bir karşılık talebinde bulunuyorlar mı?

Hayır!

Peki öyle ise, bizlere ömür boyu kendilerini feda eden bu değerli varlıkların haklarını nasıl ödeyebiliriz?

Belki diyebiliriz ki, onları satın alırken belirli bir ücret ödüyoruz. Evet, ödüyoruz ama, o ödenen ücret sadece hizmet karşılığıdır yani onların sofralarımıza gelinceye kadar bakımları ve nakliyeleri için ödenen hizmet karşılığıdır. Asla ve asla gıdanın ücreti değildir.

Eğer aldığımız gıdaların gerçek ücreti bizlerden istense bunu dünya yüzünde hiç bir insan ödeyemez. Sadece bir nohut tanesinin gerçek ücretini bir ömür boyu çalışsak, meydana getirilmesi ve karşılığının ödenmesi mümkün olmaz.


Bir fasulye tanesinin oluşması için ekilecek bir tarla, hava, su ve güneşe, yani en azından güneş sistemine ihtiyaç vardır. Bunu da bizlerin yapması mümkün olmadığından bunların gerçek değerleri bizlere hibe edil­mektedir ve onlarda kendilerini karşılıksız feda etmektedirler.

Bu bakımdan verilen ücretler, bahsettiğimiz gibi sadece hizmet karşılığıdır.
Peki hal böyle olunca maddi olarak karşılamamız mümkün olmayan ve her gün üst üste bir ömür boyu biriken borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz?
İşte bunun tek yolunu Cenab-ı Hak bizlere salat namaz, ibadeti içerisinde göstermiştir.

Namaz’ın kıyam ayakta durulan bölümü, bizlere bu nebat borçlarımızı ödeme zamanları olmaktadır.
Onlardan aldığımız gıdalar ile onlara benzer şekilde belirli zamanlarda kıyam da duruyoruz.

Onlar ise, ömürleri boyunca kıyamda duruyorlar, ne sabırlı varlıklar.

Her hangi bir nebati gıdayı yediğimizde o yenen gıda her ne ise, yendikten sonra kendi öz kimliğini kaybedip onu tüketenin, kimliğine, benliğine dahil olmuş o yiyen olmuş olmaktadır.

İşte böylece -
bedeninde ibadet,
- dilinde dua,
- manasında da mi’racını yapmış olmaktadır.

O varlıklar da insan kanalından Hakk’ın huzuruna yükselmiş olmaktadırlar.
İnsan oğlu ancak bu yolla nebatlara karşı olan şükran borcunu ödemiş olabilmektedir.

Böylece her iki taraf da bir birlerinden faydalanmış ve hak yerini bulmuş oluyor.

İbadetlerinde gevşeklik yapan kimselerin bu varlıklara karşı borçları nasıl ödenir ALLAH c.c. bilir.

İşte namazda Hakk’ın huzurunda ayakta durduğumuz kıyam’ın hikmetlerinden biri de budur. Nebatlık mertebesini idrak edip bu oluşumları kendi bünyesinde oluşturup yaşamaktır.

Namaz kılarken rüku eğilme haline gelince, yukarıda kıyam bahsinde anlatılmaya çalışılan oluşumlar bu sefer hayvanlar mertebesi itibarile de aynı şekilde oluşmaktadır.
Kişi rükuya eğildiği zaman şekil olarak yere paralel halde yaşayan hayvanlar aleminin canlılarına benzer, burada okuduğu tesbihleri, onlardan aldığı gıdalarla yapabilmektedir.
Yani namazın bu bölümünde et, yağ, yumurta gibi ürünlerin karşılığını ödemektedir.


Yine yukarıda bahsedildiği gibi hayvanı gıdalardan hem maddî, hem manevî olarak yararlanır ve o hayvanların ruh halleri de yiyen kimselere geçer. O ahlak onlarda zuhura çıkmaya başlar.
İşte bu sebeple bazı hayvanların yenmesi yasak edilmiştir.

Namazın rüku bölümünün hikmetlerinden biri de budur.

Daha sonra secde bölümüne gelince yine yukarıda bahsedildiği hususlar itibariyle, burada da kişi yere kapanmış şekliyle madenlere benzemektedir, burası da madeni gıdalardan alınan besinlerin karşılığı ödenen yerdir. Yine orada yapılan zikirler onlardan alınan gıdalarla yapılabilinmektedir.

Namazın secde bölümünün hikmetlerinden biri de budur.

İşte! yaşamlarımızı, sa’yelerinde devam ettirdiğimiz, bizler için vazgeçilmez yaşam ihtiyacı olan bu canlı ve ruhlu varlıklara karşı takındığımız tavır nasıldır acaba:

bir düşünsek çok iyi etmiş olacağız.

Günümüzün sonsuz ihtiraslı insanı’nın doğa ismi verdiği ekolejik çevreyi nasıl katlettiğini hepimiz görmekteyiz.
Nasıl cahilce modern ismini verdiğimiz bir çağ yaşamaktayız ki, bütün gücümüzle, küçük şahsi menfaatler uğruna geleceğimizi sür’atle hep birlikte katletmekteyiz.

Ne zamanki: İlahi varlığın son olarak dünya insanına göndermiş olduğu yaşam ve bilim kılavuzuna KUR’ANa uyup içindeki hükümleri sadece sevab, günah cedveli düzeyinden görmeyi terkedip, açık ve hür bir düşünceyle gerçek yönleri itibariyle anlayıp uygulamaya çalışacağız, işte ancak o zaman insan olarak gerçekten dünya ve ahret saadetine ulaşmış olacağız.

İyi değerlendirelim ki, insan çok muhterem ve muazzam bir varlıktır. İçinde olduğumuzdan mutlak değerimizi anlıyamıyoruz.
Modern insan tipi’nin en belirgin vasfı, her şeyin yeteri kadar hakkını verecek olması lazım geldiğini bilmesidir.
İşte tutuculukta kalmamış gerçek müslüman her şey’in hakkı’nı veren son derece modern insandır. Modernlik sadece dışını düzeltip, kravat takıp, açılıp saçılıp, süslenmekle olmaz.

Kendisine hayat veren, karşılık olarak hiç bir talebde bulunmayan, DOĞA ismi verilen Ekolejik çevremizin hak ve hukukunu ancak yaptığımız namaz SALAT ibadetiyle ve onun hiç bir yaprağına ve dalına zarar vermeden yaşamlarına yardımcı olmakla, onlara karşı şükran ve gönül borcumuzun bir kısmını (ki tamamını ödememiz zaten mümkün değil) ödemiş olabileceğiz.

Ne yazık ki günümüzde kendini modern insan tipi diye tanıtmaya çalışan (çok azı müstesna) hayal perest batılının nasıl bir kıyımcı olduğu açıkça ortadadır.
Namazı ile bazı zamanlarda alay konusu olan sade müslüman bir vatandaşın, bu fiili ile ne derece ilerici bir iş yaptığı ve çevresine saygı duyduğu idrak sahipleri tarafından hemen takdir edilebilir.

Az yukarıda belirttiğimiz gibi namaz fiili’nin
kıyam yani ayakta durma bölümü, nebatatın hukukunu,
rüku yani eğilme bölümü, hayvanların hukukunu;
secde yani yere kapanma, madeniyatın hukukunu
koruma ve onlara olan şükran borcumuzu ödeme yolunda yapıldığından namaz ehline zat-î olarak sadece tahiyyat yani oturuş bölümü kalmaktadır. Burası ise namaz’ın en muhteşem yeridir.
Tahiyyatta oturan kimse daha evvelce de bir miktar bahsettiğimiz gibi gerçek kimliğini bulmuş, hakikat-i iyyeye ulaşmış ve huzur ehli olmuş olur.
Bu oturuşuyla namaz kılan kişi vücud duruşu itibariyle yazısını oluşturmaktadır.


Şekliyle ve de manasıyla, zahir - batın gerçek kimliğini ispatlamış olur. Böylece ve sadece, bu kimseler Hakk’a gerçek ayna olanlardır.
Ayak’ta a elif,
Rüku’da … dal,
Secde’de â mim, yani á…a Ademliğe ulaşan kimse
tahiyyatta da †àzß liğe yükselmiş ve netice hasıl olmuş olur.

Ne muhteşem bir sistem !...

İnkar veya gaflet sebebiyle bu ibadeti terkenler neler kaybettiklerini bir bilebilseydiler ne olurdu?...
Namaz’a hareketleri’nin
Üçüncü yönü itibariyle baktığımızda
ayakta durma, kamet elif, İbrahimiyet
eğilme, rüku dal, Museviyet,
yere baş koyma, secde mim İseviyet,
oturuş, tahiyyat iyyet, mertebesidir.
Diğer ibadetleriyle Hak yolunda epey mesafe almış olan kimse,
zati bir ibadet olan namaz’ın
kıyam ayakta durma bölümünde makam-ı İbrahimiyete ulaşıp bu mertebenin hakikatini idrak etmiş olur.

Bu mertebenin özelliği tevhid-i ef’al (fiillerin birliği) mertebesidir.
Lakabı Ebrahem (İbrahim) ibranice’de
eb ; baba,
rahem ; halk, demek olduğundan;
umumî manası, halik’ın babası demek olur.
Birimsel manada, insanların babası ifadesinde olmakla birlikte
genel manada, cümle halkın babası anlamındadır.
Bu da tevhid-i efal sırrıdır.
Hullet yani dostluk Halil İbrahim İbrahim (a.s.)a giydirilmiş manevî bir elbisedir.
İlk defa İbrahim (a.s.) ile ortaya konan bu mertebenin tecelli mahalli olan kimsenin, halk-ı alemde yani tüm varlıktaki
bütün hareketin,
bütün gücün,
bütün enerjinin,
tek varlıktan kaynaklandığını bilmiş bunun da Zat-ı mutlak sadece Hak olduğunu idrak etmiş olmasıdır.

Böylece kendisinde yavaş yavaş (99) esma-i ilahinin idraken zuhura geldiğini müşahede etmeye başlayan kimse, bu yükün altında zorlanarak rükuya eğilir ve sübhane rabbiyel azıym Azametli Rabbim seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim demeye başlar.
Burası da Museviyet - tenzih - tevhid-i esma mertebesidir.
Semi allahu limen hamideh
Allah hamdedenin hamdını duyar yani, kendisini bu mertebeye ulaştıran Rabbına hamdeden kulunun hamdım duyar, diye yaşayarak ayağa kalkar
ve Rabbena lekel hamd
ey rabbimiz; hamd sadece sanadır yani hayali rab’lara değil! diyerek secdeye varır.
Burası ise, mahv-ı külli yani Tam yokluk
İseviyet - teşbih - tevhid-i sıfat mertebesidir.
Secde de
sübhane rabbiyel ala
yani ey yüce Rabbim! Seni her türlü noksan müşahededen tenzih ederim diyerek bu oluşumu iki defa tekrar eder,
sonra tehiyyata oturup ettehiyyatü ve diğer okunacakları okur.
Burası da iyyet -tevhid-i zat mertebesidir.

Kıyamda yani ayakta duruyorken mertebe-i İbrahimiyetin ağırlığını duymaya başlayarak namaz kılmaya çalışan kişi,
daha sonra bu ağırlığa dayanamayıp beli bükülmeye başlar, ellerini, dizine dayayıp göstermeğe çalışarak tekrar doğrulmak ister.
Bu safhada sırrı-ı Museviyetin ağırlığını duymaya başlar.
Bu defa ayakta duramayan kişi, secde-i Rahmana kapanır. Orada da seviyet sırrının ağırlığı altında kalır, fakat iki hamle ile tahiyyata oturur.
Burası gerçek müşahede, huzur, sükun, kelam, habiblik yani iyyet mertebesidir.

Bu halde yeterli süre kalıp gerekeni söyledikten ve okuduktan sonra, iki tarafına başını çevirip selam vererek ve selamet dileyerek bu ilahi halden çıkar ve tekrar beşeriyete yani dünya hayatına döner.
Böylece namaz içinde mi’racını da yapmış olur.


Buradaki selam ve selamet sağlı sollu bütün varlığı kaplamıştır.
Namazdaki hareketlere
Dördüncü yönü itibariyle baktığımızda
Ef-al mertebesinde kıyamda duran gerçek namaz ehlinin buradaki müşahedesi şu ayette ifadesini bulmaktadır.
(Kasas Suresi 28/88)
küllü şey’n halikün illa vechehü lehül huk;mü ve ileyhi turce’une
(O’nun vechinden başka her şey helak olacaktır, hüküm onundur, ona döndürüleceksiniz.)

Bu mertebede, bedeni ve idraki ile epey aşama yaparak ayağa kalkmış olan kişinin yaşantısı;
varlıkta, O’nun vechinden başka bir ŞEY yani eşya göremez oluşudur.

Buradaki hüküm yani anlayış ve idrak; beşeri değil, Hakkanidir, kendine değil, Hakk’a döndürülmüştür.
Daha evvelce kendine, başka bir ifadeyle nefsine dönük yaşayan kimse, Ona döndürüleceksiniz ihtar ve ikazıyla gerçek yönünü bulmuş olur.

Esma mertebesinde rüku’ya eğilen kişinin müşahedesi;

(Er-Rahman Suresi 55/26-27)
küllü men aleyha fanin (26)
ve yebka vechü rabbike zül celali vel ikrami (27)
(varlık aleminde bulunan her KİM’lik fanidir, ancak yüce ve ikram sahibi Rabbının varlığı bakidir,) şeklindedir.

Daha evvelce kimliklerinin kendilerine ait bir varlıkları olduğu ZAN ile yaşayan kimseler bu mertebede onları gerçek yönleriyle müşahede ederler.

Ancak yüce ve ikram sahibi Rabbının varlığının baki olduğunu yakıyn bir bilgi ile anlamış olurlar.

Sıfat mertebesinde secdeye varan kişinin müşahedesi;

(Ali İmran Suresi 3/185)
küllü nefsin zaikatü’l mevti
(Her nefis ölümü tadacaktır,) hükmüyle, külli mahva ulaşma halidir. Böylece ortada da ne alem, ne de kendi kalmıştır.

Zat mertebesinde tahiyyata oturan kişinin müşahedesi:
(Ali İmran Suresi 3/18)
şehidallahü ennehü la ilahe illa hüve
(ALLAH kendi kendine şahittir ki ondan başka ilah yoktur,) gerçeğiyle yaşantısını sürdürmek olmalıdır.
Bu mertebenin kemalinin dışa yansıması, hadis-i kudside ifade edilen
Men reani fekad reel Hak
(beni gören ancak Hakk’ı görmüş olur,) sırrı ve gerçeğidir*(10).
*(10) İrfan mektebi adlı kitabımızda bu mertebeler hakkında daha geniş bilgi verilmiştir.

Mi’rac gecesinde oluşan tahiyyat mertebesinin batını ifadesini idrak etmiş olan kişi gerçekten çok büyük bir lütfa nail olmuştur.
Daha evvelce de bir miktar anlatmaya çalıştığımız ettehiyyatünün geniş manasını, herkes kendi bulunduğu mertebesi düzeyinden anlamaya çalışmalıdır.
Oldukça sıkı bir çalışma gerektiren bu hakikate ulaşmayı Rabbımız bize kolaylaştırsın.
(Taha Suresi 20/114)
rabbi zidniy ilmen
(Rabb’ım ilmimi arttırır,) duasına devam edelim.
__________________
ALLAH'ım Bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, senin sevgine ulaştıracak olan her sevgiyi nasip eyle Amin
“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.” Şu'arâ 83
Necmi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Necmi Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
GüLe SevdaLı (03 Ekim 2008)
Alt 03 Ekim 2008, 13:11   #2
Peygamber Ocağında
 
GüLe SevdaLı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04 Şubat 2008
Mesajlar: 5.038

Ettiği Teşekkürler: 4.675
2.479 Mesajı 4.404 Teşekkür Aldı
Standart

Allahım razı olsun abi
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Tevafuklu Kur'ân-ı Kerîm Okuyup Dinleyebilmek için [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

forumumuzda görev almak ister misiniz.lütfen [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
GüLe SevdaLı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Namazda Tadîl-i Erkân.. nefise İlmihal 1 05 Aralık 2011 13:09
Namazda sure atlayarak okumak Necmi Namazlarımız 0 05 Ekim 2010 22:06
Namazda Yaptığımız Hatalar GüLe SevdaLı Namazlarımız 0 14 Şubat 2009 13:50


sinan525 saat..


vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” Hz. Muhammed (S.A.V)
NuruAhlal.com