Nuruahlal'a Hoş geldiniz.. Dost Kapımızdan Sizde Girin İçeri... Allah'ım Gönlümüzde Olanı Hakkımızda Hayırlı Eyle, Hakkımızda Hayırlı Olanı Gönlümüze Razı Eyle Amin.. Nuruahlal'a Hoş geldiniz
Alt 15 Mart 2011, 01:40   #1
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Arrow Emrolundğun gibi dosdoğru ol.

İslam Müslümanlara ifrat ve tefritten uzak bir düşünce sistemini ve hayat tarzını emreder. Yani Allah dininin gönderildiği gibi yaşanmasını ister. Uçlara kaymak bu dini ana mihrakından çıkarır. Tabiatını değiştirir. Bundan dolayı istikamet/dosdoğru olmak gerek ihmalkârlığa gerekse aşırılığa sürüklenmemek için çok önemlidir.
Konumuza başlık yaptığımız ayete dönecek olursak: "Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Beraberinde tevbe edenler de dosdoğru olsun. Aşırı gitmeyin çünkü O yaptıklarınızı görür" (11 Hûd:112) buyuran Yüce Allah âdetâ ana hatlarıyla şunların altını çiziyor: "Sen her hususta doğruluk ile emrolunmuş bulunuyorsun. Senin her işte Kur’an’da emrolunduğun gibi sırâtı müstakîm üzere tam bir doğrulukla hareket etmen ve her hususta aldığın vahye uyman Kur’an ahlakı ve ahkâmı uyarınca hareket edip bilfiil canlı bir doğruluk örneği olman gerekmektedir. Doğruluğun ve dürüstlüğün senin peygamberliğine ve başarılı olmana en büyük delil ve belge olacaktır.

Bundan dolayı sen sana karşı çıkanların laflarına bakma onları Allah’a havale et de gerek mü’minlerle müşterek olan inanç ve amele ilişkin genel görevlerinde gerek özellikle peygamberlik görevleriyle ilgili olarak yalnızca sana ait olan özel görevlerinde tam emrolunduğun gibi hakkıyla doğru ol ve doğruluktan ayrılma." (1)

Bu ifadelerden de anlıyoruz ki dosdoğru olmak istikamet üzere bulunmak Kur’an’ın ortaya koyduğu doğruları hayat haline getirmekle mümkündür. Rasülullah bu emir doğrultusunda âdetâ "yaşayan Kur’an" başka bir ifade ile "Kur’an’ın etekemiğe bürünmüş şekli" olarak bizler için "numûnei imtisal" olmuştur. Bu gerçekler bize açıkça haykırıyor ki Ey Müslüman! Doğruluğu beşerî ideolojilerde arama. Vahyin ışıklarından beslenmeyen akıllar doğruyu bulmada yanılgıya düşerler. Doğruyu Allah’ın Kitabı ve Kitab’ın kendisinde bedenlendiği Peygamberinde bulabilirsin. Bu doğrunun adı da "Sırâtı müstakîm"dir. Günde kırk defa namazlarında okuduğun Fatiha’da "ihdina’s sırada’l müstakîm/dosdoğru yola ilet" diye Allah’tan istekte bulunmana rağmen İslam dışı dünya görüşlerinden ve hayat tarzlarından medet umman onların peşine takılman nasıl izah edilebilir? Bu anlayışı mü’minlik iddianın neresine koyuyorsun?
Abdullah b. Abbas demiştir ki: "Kur’an’ın içinde Rasülullah (s.a.v.)’a bu ayetten (11 Hûd 112) daha ağır ve daha çetin bir ayet nazil olmamıştır. Bunun içindir ki Efendimiz "Hûd suresi beni ihtiyarlattı"(2) buyurmuştur. Demek ki Hakk’a ulaşabilmek için istikametten/dosdoğru olmaktan başka yol olmadığı gibi her hususta istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor bir emir yoktur. Bununla beraber şu kadarını hatırlatmalıyız ki bu ayette Rasülullah (s.a.v.) ‘a "Beni ihtiyarlattı" dedirtecek kadar zor gelen nokta istikamet emrinin asıl kendisiyle ilgili kısmından ziyade ümmetiyle ilgili kısmıdır. Çünkü ayetin devamında buyuruluyor ki: "Seninle beraber tevbe edenler de." Yani şirkten tevbe edip de imanda seninle beraber bulunan Müslüman olan herkes de tıpkı senin gibi dosdoğru olsun. "Ve azmayın" yani Allah’ın tayin ettiği sınırı aşıp da onun dışına çıkmayın doğruluktan ayrılıp da ifrat veya tefrite sapmayın aşırı gitmeyin ey Müslümanlar! (3) šeklinde Yüce Allah uyarıda bulunmaktadır.

İşte Rasülullah (s.a.v.)’ın endişesi ümmetinin Kur’an’ı bir tarafa bırakarak tâğutların ihdas ettiği ideolojilere sapmaları doğruları Vahy’in dışında aramaları ya da uçlara kaymalarıdır. Nitekim böyle yapanları kıyamet gününde Allah’a şöyle şikayet edecektir: "Peygamber dedi ki; Ey Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kur’an’ı terk ettiler" (25 Furkan:30).
Demek ki istikamet normal ve yerli yerince hareket edip hiç sağa sola sapmamaktır. šu halde müstakîm olabilmek için sürekli uyanıklığa ve ebedî düşünceye ihtiyaç vardır. Yolun hudutlarını Kitap’tan ve Sünnet’ten iyice araştırıp yön tayin ettikten sonra dosdoğru yoldan yürümeye eğilmeyen beşerî zaaflarımızı da zabturapt altına almamız gerekir. (4)

Ulu Önderimiz Nebiyi Muhterem (s.a.v) ashabına bir gün şöyle seslendi: "Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah’a şirk koşmak anayababaya itaatsizlik etmek ve yalan söylemektir." (6)

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki istikamet doğruluk sözde düşüncede ve davranışta gerçekleşir. Allah’tan gerçek manada korkmak iyiliğe yönelmek rahatlık ve gönül huzuru duymak ancak istikametle mümkündür. Doğrular en güç ve çetin işleri doğrulukları sayesinde başarabilmişlerdir. "Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin." (33 Ahzab:70) ayetinin tefsirinde Kâsımî şunları söylemektedir: "Doğruluk/istikamet her türlü saadetin kaynağı ve bütün bir kemâlin temelidir. İstikamet bütün mükemmelliklerin sebebi olan kalbin saflaşmasıdır. Bu saflaşmanın her ne kadar takva ile gerçekleşmesi mümkün ise de yalandan kaçınma olan doğruluğun ve istikametin kendi başına üstünlüğüne ayette ayrı bir cümle halinde yer verilmiştir."

Karşılıklı ilişkilerde istikamet üzere olmak da şarttır. "Onlar size karşı doğru durdukça siz de onlara karşı doğru hareketlerde bulunun" (9 Tevbe:7) ayeti bize bu prensibi hatırlatıyor. "Doğrularla beraber olun" (9 Tevbe:119) ayeti de kolektif bir istikamet oluşturmayı ve onları örnek almayı emrediyor.

Kısaca istikamet üzere olmak ve müstakîm kalabilmek Ali İmran suresi 103. ayeti gereği "Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılmak"la mümkündür. Ne mutlu "İşte benim doğru yolum bu ona uyun! Başka yollara uymayın" (6 En’am:153) İlâhî emrine kulak verip istikamet üzere olanlara.
Selam ve dua ile.

M. Talha Çetin
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
YAKAZA Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
hilaltv1970 (15 Mart 2011)
Alt 15 Mart 2011, 01:40   #2
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Standart

DOĞRULUK

İşârâtü’l-İcaz’da 87 ve 93. sayfalarda geçen yalan ve sıdk ne demektir?”




Kur’ân yalan söylemeyi haram kılmıştır. Sıdk yani doğruluk ise Kur’ân’ın Allah’a imandan sonra birinci derecede emri olan bir davranıştır. Yalan söylemek büyük günah olduğu gibi bilhassa dîn hususunda yalan söylemek inanmadığı halde inandığını söylemek günahı katmerleştirir.
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Allah’ı ve mü’minleri güya aldatmaktadırlar. Hâlbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. Onların kalplerinde nifak hastalığı vardır. Âyetler peş peşe inip İslâm inkişaf ettiği halde inanmadıklarından Allah da onların hastalıklarını arttırmıştır. Âyetlerimizi yalanlayıp durmaları yüzünden onlara pek acı bir azap vardır.”1

Bu âyetlerin tefsirinde Üstad Hazretleri Kur’ân’ın yedi derecede yalan söylemeyi ve nifakı gayet çirkin gösterdiğini kaydeder. Bu dereceler şunlardır:

1- Allah’ı kandırmak gibi imkânsız bir şey yapmak istediklerinden dinde yalan söylemeleri ahmaklıktır.

2- Yalanda menfaatleri bulunduğunu zannettikleri için sefihtirler akılsızdırlar.

3- Yararı zarardan ayırt edemedikleri için cahildirler.

4- Tıynetleri pis sıhhatlerinin madeni hasta hayat kaynakları ölmüş olduğundan rezildirler.

5- Şifâ talep ettikleri halde hastalıklarını arttırdıkları için zillet içindedirler.

6- Elemden ve acıdan başka bir şey vermeyen acıklı bir azaba müstehaktırlar.

7- İnsanlarca alâmetlerin en çirkini olan yalancıdırlar.2

Yalan söylemek hangi hâl ve şart olursa olsun caiz değildir. Şeriatın izin verdiği kısım “kinaye” sûretiyle kapalı ve yoruma açık konuşmaktan ibarettir.

Öyleyse yol ikidir: Ya susmaktır ya da doğruluktur. Yalan söylemek İslâmiyet’in tercihi değildir. İslâmiyet’in esası doğruluktur. İmanın en özel niteliği doğruluktur. Bütün kemâlât kapılarını açacak olan da doğruluktur.3

Allah doğruların yardımcısıdır.

Dipnotlar:
1- Bakara Sûresi 2/9 10.
2- İşârâtü’l-İ’câz s. 87.
3- İşârâtü’l-İ’câz s. 93.
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
YAKAZA Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
hilaltv1970 (15 Mart 2011)
Alt 26 Mart 2011, 11:02   #3
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Thumbs up Dosdoğru yol

Sırat-ı Müstakim ismiyle müsemma bir yoldur. Ucu cennete çıkan bir yol.

Bizler bu geniş arz üzerine başıboş salıverilmiş cennet önünüzde nasıl giderseniz gidin denilmiş varlıklar değiliz. Yol var yolun haritası yolculuğun pusulası.

Bu yola iletildiğimiz andan Kelime-i Şahadet’i en son kelâmımız olarak söyleyeceğimiz ana kadar bu yol üzereyiz.

Yolların hiç bir devirde olmadığı kadar çoğaldığı bu zamanda dosdoğru yol üzere bulunmak ne olursa olsun yoldan çıkmamak yürümek yürüyebilmek ne büyük nimet!

Yollar nefeslerin adedi kadar çok. Ama kim hangi yolun sahibi şu müjdeyi veriyor:

“Rabbim Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: ‘Korkmayın üzülmeyin size vaadolunan cennetle sevinin.’ derler.” (Fussilet 30)

Müminler olarak her namazda Cenab-ı Hakk’ın huzuruna her durduğumuzda Yüce Kitabımız’ın bize öğrettiği bir duayı tekrar ederiz: “ İhdina’s-sırate’l-müstakîm : Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet.”

İstikamet üzere olmak hayatın her anına hakkını vermektir.

Hayatımızın her saniyesini kısacık bir çizgi ve ömrü bu çizgilerin uç uca eklenmesinden oluşan bir hat olarak düşünürsek bir anlık gafletin oluşturduğu “sapma” bu hat üzerinde bir kırılma meydana getirecektir. Bu hat üzerindeki sapmaların sayısı ne kadar çoksa kırılma ve aşınma noktalarımız o kadar fazla olacaktır.

Hayatımızı oluşturan “an”ları bir teyakkuz muhasebe ve murakabe şuuruyla disipline ettiğimizde ise uç uca eklenen o kısacık çizgiler uzun ve “dosdoğru” bir seyir oluşturacaktır. İşte muhtaç ve muhatap bulunduğumuz “istikamet” budur.

Yanlışa düşmeden eğriye sapmadan

Yazımızın başlığındaki “dosdoğru” kelimesi “müstakim” tabirinin karşılığı olarak iki anlama işaret ediyor. Karşıtlıklara başvurarak anlatacak olursak bunlardan biri “yalan/yanlış”ın diğeri de “eğri”nin zıddını ifade ediyor.

Yalan/yanlışın zıddı olarak “doğru” derken şunu kastediyoruz: İslâm dışındaki bütün dinler ve inanç sistemleri kısmen veya tamamen yalan/yanlış üzerine kuruludur. Dolayısıyla aşağıda zikredeceğimiz rivayetten de açıkça anlaşılacağı gibi yalan/yanlış üzerine kurulu bu din ve inanç sistemlerinin insanı götüreceği yer bu dünyada taşkınlık ve isyan ahirette de bunun karşılığı olarak azaptır.

Eğrinin zıddı olarak “doğru” ise insanın Sırat-ı Müstakim olan İslâm’ı kabul ettikten sonra yürüdüğü yolda kalbî ve amelî olarak istikamet üzere bulunmasını ifade eder. Yani dosdoğru yol üzerinde yine dosdoğru biçimde yürümek hiçbir şekilde eğriliğe itibar etmemek...

Yüce Kitabımız’da ve hadis-i şeriflerde sıkça geçen “Sırat-ı Müstakim” ifadesi işte bu iki anlam boyutunu da içine alacak şekilde sağa-sola sapmadan yanlışa ve eğriliğe itibar etmeden dümdüz bir hat üzere yürünen “dosdoğru bir şekilde yürünen dosdoğru yol”u anlattığına göre iç içe geçmiş bu anlam boyutları üzerinde derinlemesine durmak zorundayız.

İstikameti anlamak ve benimsemek

Her şeyden önce şu temel gerçeğin altını çizelim: Kur’an’ın genel olarak bütün insanlıktan istedikleri ile müminlerden istedikleri birbirini çevreleyen halkalar misali dıştan içe doğru belli bir tedricî seyir izler. Burada iki kademeli bir çağrı bahis konusudur:

1. Yüce Kitabımız önce insanlığı “Sırat-ı Müstakim”e gelmeye çağırır; hayatı insanca yaradılış maksadına fıtrata ve ilahî iradeye uygun yaşamanın biricik yolu budur çünkü. Bu “cadde-i kübra”yı (ana cadde) Alemlerin Efendisi s.a.v. en yalın biçimde ve doğrudan şöyle bir benzetmeyle açıklamıştır:

Abdullah b. Mes’ûd ve Câbir b. Abdillah r. anhuma’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz s.a.v. mübarek eliyle yere bir çizgi çizer ve:

- “İşte Allah’ın dosdoğru yolu budur.” buyurur.

Ardından bu çizginin sağına ve soluna da (sağa ve sola doğru giden) çizgiler çizip şöyle devam eder:

- “İşte bu yolların her biri üzerinde bir şeytan vardır ve insanları o yola çağırır.”

Böyle buyurduktan sonra Efendimiz s.a.v. mübarek sözlerine devam ederek: “Ve şüphesiz ki bu benim dosdoğru yolumdur. Ona hemen uyun ve başka yollara uymayın ki sonra sizi O’nun yolundan ayırır.” ( En’am 153) ayetini okur. ( Ahmed b. Hanbel İbn Mâce Hâkim)

Aynı konuyu işlediği bir başka seferinde Efendimiz s.a.v.’in Yüce Rabbimiz’den naklederek şöyle bir benzetme yaptığını görüyoruz:

“Allah Tealâ Sırat-ı Müstakim’e şöyle bir misal vermiştir:

Onun iki yanında açık kapıları bulunan iki sur (kale) vardır. Kapılarının üzerinde salıverilmiş perdeler bulunur. Sırat-ı Müstakim’in kapısında (girişinde) bir davetçi şöyle demektedir:

- Ey insanlar! Sırat-ı Müstakim’e topluca girin dağılmayın!

Sırat-ı Müstakim’in ortasında da bir davetçi vardır. İnsan yanlarda bulunan surlardan birinin kapısını aralamaya yeltendiğinde:

- Yazık sana! Onu açma. Şayet onu açacak olursan helâk olursun der.

Sırat-ı Müstakim İslâm’dır. Yanlarda bulunan iki sur Allah Tealâ’nın hadleridir (insanlar üzerine çizdiği aşmamaları gereken sınırlardır). Açık (olup perde gerilmiş bulunan) kapılar Allah’ın haramlarıdır. Sırat-ı Müstakim’in kapısındaki davetçi Allah’ın Kitabı’dır. Sırat-ı Müstakim’in ortasındaki davetçi ise Allah’ın her müslümanın kalbinde bulunan nasihatçisidir.” ( Tirmizî )

Nitekim bu hadisin sahabi râvilerinden Abdullah b. Mes’ud r.a.’a Sırat-ı Müstakim’in ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

“Hz. Muhammed s.a.v . bizi onun başında bırakmış (bizi bu yola irşad ettikten sonra vazifesini tamamlayarak aramızdan ayrılmış)tır. Öbür ucu cennete çıkan bu yolun sağında ve solunda da yollar vardır. Buralarda geçenleri oralara çağıran kişiler vardır. Kim bu yollara girerse sonu cehenneme çıkar. Sırat-ı Müstakim’e giren kişi ise bu yolu izleyerek cennete ulaşır.”

Böyle dedikten sonra İbn Mes’ud r.a . yukarıda mealini verdiğimiz En’am Suresi’nin 153’üncü ayetini okumuştur. ( Taberî )

Hayatı istikamet üzere yaşamak

2. Yüce Kitabımız bu umumi çağrıya icabet edenleri bu kez de bu “dosdoğru yol” üzerinde yine “müstakim” bir hayat yaşamaya sevk ve teşvik eder. Bu aşamada kabul edilen hakikatlerin hayata geçirilmesi söz konusudur ki insanın bütün hücreleriyle müslüman olması sadece amel plânında değil tasavvur ve tahayyül plânında bile dosdoğru yaşamasını ifade eder.

İslâm bizatihi Sırat-ı Müstakim olduğu halde en az günde 5 vakit kıldığımız namazların her rekatinde okuduğumuz Fatiha Suresi’nde “bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet” diye Rabbimiz’den niyazda bulunmamızın anlamını işte burada buluyoruz. Bunun anlamı sadece “Sırat-ı Müstakim üzerinde yürürken ayağımızı kaydırma” demek değil aynı zamanda “bizi dosdoğru yol üzerinde dosdoğru yürüt” demektir.

Bu aşamada her sözümüzün her amel fiil ve davranışımızın hatta niyetimizin istikamet üzere olması bahis konusudur artık.

Yüce Kitabımız’da Hûd a.s.’ ın dilinden son derece çarpıcı bir şekilde şöyle buyurulur :

“Şüphe yok ki Rabbim dosdoğru bir yol üzeredir.” (Hûd 56) Bu ayette geçen orijinal ifade de Sırat-ı Müstakim’dir.

Buradan şunu anlıyoruz: Yüce Allah’ın Sırat-ı Müstakim üzere olması demek O’nun her fiilinin her hükmünün ve her emir ve yasağının belli ve şaşmaz bir ölçü düstur ve sistem doğrultusunda olması demektir. En küçük zerreden evrene hakim olan kozmik sisteme kadar her şeyin belli bir disiplin içinde varlığını sürdürmesi de bu gerçeğin ifadesidir.

Şu halde bu ilahî tarz ve sistem yeryüzünde halife olarak yaratılmış bulunan insanın hayatına da hakim olmalıdır. Bu alanda ilk örnekliğin peygamberlerde (hepsine salât ve selam olsun) bulunduğu ise açıktır. Bu sebeple Efendimiz s.a.v.’e hitaben Kur’an’da iki yerde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ( Hûd 112; Şûrâ 15) buyurulmuştur .

Burada bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyoruz: Bütün ayetleri aynı kaynaktan aldığı ve aynı duyarlıkla karşıladığı halde Efendimiz s.a.v. “Hûd Suresi beni ihtiyarlattı” (Tirmizî Hâkim) buyurmuştur.

“ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”

İbn Abbas r.a. hazretlerinin Hûd Suresi’ndeki bu ayeti kastederek “Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e bu ayetten daha zor ve ağır bir ayet nazil olmamıştır.” şeklindeki tesbitini hatırda tutarak buradaki zorluğun mahiyetini Elmalılı Hamdi Yazır merhumdan dinleyelim:

“Demek ki hakka ulaşmak için istikametten başka yol olmadığı gibi her hususta kemal-i istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor hiçbir emir yoktur. Herhangi bir amaca ulaşmanın en kısa yolu tarik-i istikamet (dosdoğru yol) olmakla beraber evvela her işte tek olan istikamet noktasını tayin etmek zor; ikincisi muhtelif noktaların alakasından sıyrılıp sarsılmadan ve dosdoğru o noktaya yürümek daha zor; üçüncüsü vasıl olduktan sonra aynı istikamette hiç eğilmeden devam ve sebat edebilmek büsbütün zordur. Bununla birlikte şunu ihtar etmeliyiz ki bu ayette Rasulullah s.a.v.’e “beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor gelen taraf istikamet emrinin asıl kendisine taalluk eden kısmından ziyade ümmetine taalluk eden kısmıdır. Zira ayette “Seninle beraber tevbe edenler de (dosdoğru olsun)” buyuruluyor . Yani şirkten tevbe edip de imanda sana iştirak ederek maiyetinden bulunan her müslüman da senin gibi müstakim olsun…” (Hak Dini Kur’an Dili 4/2830)

Bu emrin ilim amel ahlâk ve hatta yukarıda da söylediğimiz gibi niyet ve tasavvur seviyesinde bile istikameti ihtiva etmesi dolayısıyla alimlerimiz şöyle demiştir:

“Herhangi bir meselede kıl ucu kadar dahi ifrat ve tefride sapmadan istikameti muhafaza etmek Allah Tealâ’nın yardım ve tevfiki olmadıkça havl ve kuvveti yalnız O’ndan bilmedikçe gerçekleşmez.” ( Âlûsî Rûhu’l - Ma’ânî 12/152)

Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in mübarek şahsında müminlere emir buyurulan istikametin temin ve muhafazası konusunda Süfyan -ı Sevrî rh .a .’in tesbiti son derece yol göstericidir:

“Amel olmadan söz müstakim olmaz. Söz ve amel de niyetsiz istikamet bulmaz. Sünnet’e uygunluk olmadıkça da ne söz ne amel ne de niyet istikamete kavuşabilir.” ( Ebû Nu’aym Hilyetu’l - Evliyâ 7/34)

Şeytan tuzağı

Yüce Kitabımız’ın bildirdiğine göre İblis ilahî huzurdan kovulduktan sonra Allah Tealâ’dan kıyamet gününe kadar mühlet istemiş ve istediği mühlet kendisine verildiğinde şöyle demiştir:

“Öyleyse beni azdırmana karşılık yemin ederim ki ben de onları (insanları) saptırmak için senin doğru yolunun üzerine oturacağım. Sonra onlara elbette önlerinden arkalarından sağlarından sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” ( A’raf 16-17 )

Dünya hayatının insan için bir imtihan olmasının hikmeti gereği İblis’e insanları saptırmak için çalışması doğrultusunda mühlet verilmiş olduğunu bu ayetten anlıyoruz.

Konuyla ilgili bir diğer ayette İblis’in göstereceği bu çabanın bütün insanları aldatamayacağı şöyle ifade edilmektedir:

“(İblis) dedi ki: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık yemin ederim ki ben de onlara (insanlara günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan ihlâslı kulların hariç...” (Hicr 38-40)

Buradan anlıyoruz ki şeytanın aldatamayacağı kimseler imanda ibadette ahlâkta ve sair söz ve davranışlarında yolunu Allah Tealâ’ya adayarak yaşayan ihlâs sahibi kullardır.
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26 Mart 2011, 11:03   #4
Talebe
 
YAKAZA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19 Şubat 2011
Mesajlar: 1.422

Ettiği Teşekkürler: 307
982 Mesajı 2.150 Teşekkür Aldı
Standart

Hayat disiplini ve murakabe

İblis’in ilahî huzurdan kovulması ile ilgili ayetlere dikkatle bakıldığında bir husus dikkat çekmektedir: O insanları saptırmak için Sırat-ı Müstakim üzerinde oturacağını söylemiştir. Bu ne demektir?

Elmalılı merhumdan yukarıda alıntıladığımız açıklamalarla birlikte bu sorunun cevabını düşündüğümüzde önümüze şöyle bir manzara çıkmaktadır:

Şeytan Sırat-ı Müstakim üzerinde oturacağını söylemekle sadece insanları bu dosdoğru yola girmemeleri için aldatmakla kalmayıp aynı zamanda fiilen Sırat-ı Müstakim üzerinde bulunanları da saptırmak için gayret göstereceğini söylemiş olmaktadır. Öyleyse şeytanın hile ve tuzaklarından emin olmak için iman edip Sırat-ı Müstakim’e girmiş olmak yeterli değildir. Bu dosdoğru yol üzerinde hedefe doğru yürürken de yalpalamamak yoldan sapmamak şarttır.

Bunu temin edecek olan ise yazının başında da belirttiğimiz gibi hayatın her anını disiplin altına sokacak murakabe ve kontrol sistemidir. Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz kendisinden sonra başkasına danışma ihtiyacı hissetmeyeceği bir tavsiyede bulunmasını isteyen sahabiye şöyle buyurmuştur:

“Allah’a iman ettim de sonra da dosdoğru ol!” (Müslim Tirmizî İbn Mâce Ahmed b. Hanbel)

Burada Efendimiz s.a.v.’in “Rabbim Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: ‘Korkmayın üzülmeyin size vaadolunan cennetle sevinin.’ derler.” (Fussilet 30) ayetine gönderme yaptığı görülmektedir.

Esasen bu istikametin en temel ibadetlerden insana en önemsiz gelen hususlarda dahi ilahî rıza ve muhabbete aykırı davranmaktan sakınmayı ihtiva ettiğinde şüphe yoktur. Bu sebeple ulema Efendimiz s.a.v.’in bu cevabının İslâm’ın bütün emir yasak yönlendirme ve tavsiyelerini içinde toplayan kapsamlı bir ifade olduğunu söylemiştir.

Böyle bir istikamet elbette kişiyi yalnızca haram-helal hudutlarında değil şüpheli şeylerde dahi doğruya yönlendirecektir.

Kalbi Allah’a imanla güç bulmuş bir kul için istikamet üzere olmak şeytanın yoldan çıkarmalarını görüp korunmak da zor olmayacaktır. Çünkü Allah Tealâ dosdoğru yol üzere olma emriyle birlikte dosdoğru yolun ölçülerini de bildirmiş bu ölçüler Ehl-i Sünnet alimlerimizin gayretleriyle bize ulaşmıştır.

Sırat-ı Müstakim yani dinimiz apaçık ölçüleriyle ortadadır. Artık bize düşen “Allah’a iman ettim” demek ve bu ölçülere sımsıkı sarılmaktır. (E.S.)
YAKAZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hutbe-i Şamiye Necmi Hutbe-i Şâmiye 0 17 Ocak 2011 08:57
KonuLarına Göre AyetLer (D ) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 20:03
KonuLarına Göre AyetLer (N ) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:52
KonuLarına Göre AyetLer ( Z) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:37
İstiaze 13.lema Necmi Lem'alar 0 08 Mart 2009 23:05


sinan525 saat..


vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” Hz. Muhammed (S.A.V)
NuruAhlal.com