Nuruahlal'a Hoş geldiniz.. Dost Kapımızdan Sizde Girin İçeri... Allah'ım Gönlümüzde Olanı Hakkımızda Hayırlı Eyle, Hakkımızda Hayırlı Olanı Gönlümüze Razı Eyle Amin.. Nuruahlal'a Hoş geldiniz

Go Back   NURUAHLAL > Eğitim Köşesi > Çocuk Gelişimi
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Çocuk Gelişimi Çocuk Gelişimi, Eğitimi Vs. Çocuklara Dair Herşey...

Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen Dürr-i meknun

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01 Şubat 2012, 01:36   #1
Kardeş
 
Dürr-i meknun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28 Ocak 2012
Mesajlar: 156

Ettiği Teşekkürler: 50
72 Mesajı 114 Teşekkür Aldı
Standart Evimde müthiş bir yangın var: İçinde çocuklarım yanıyor…

Bediüzzaman, hayatının gayesini, moda tabirle vizyonunu: “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmağa koşuyorum.” Ve “hey efendiler ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var” şeklinde özetlemektedir.

Üstad, yazdığı eserlerle, küfrün bel kemiğini kırdığını ifade eder. Hakikaten bugün küfür teorik olarak iman hakikatleri karşısında mağluptur ve mecalsizdir.

Hâl böyle iken, imtihan sırrının gereği olarak, sorular değişmiş, muhatap olunan farklı zorluklar ve durumlar ortaya çıkmıştır. İman ve inanca dair birçok meselesini inançlı insanlar, aileden başlayarak sosyal hayatın en geniş dairelerine kadar, “inandıklarına uygun yaşayamama” sorunu ile karşı karşıyadır.

Aslında bu mesele, küçük yaşlardan itibaren aile içinde baş gösteren ve zamanla merkezden muhite yayılan bir problemdir. Evet, bu sorunun temel unsurlarından biri, hemen herkesin evinde irili ufaklı sayıca bir ya da birden çok olan “Televizyon” ve onun kanalları aracılığı ile surda açılan gediklerdir…

Evet, televizyonla müslümanın tahassüngâhı (sığınağı) olan aile hayatında gedikler açılmıştır.

Evet televizyonla, “bir nevi cennetimiz olan ailemize” haramiler, zebaniler dalmıştır…

Evet televizyonla, telaffuzundan bile rahatsız olduğumuz bir çok şey, gözlerimiz önüne serilerek zamanla ülfete akabinde ünsiyete dönüşmüştür…

Televizyon sayesindedir ki, inandığımız gibi yaşayamadığımız için yaşadığımız gibi inanmaya başlamışızdır.

Bizler, çok masum olarak evlerimize giren televizyonlar sayesinde, önce, “dilediğimiz kanalları tercih ederiz, istemediklerimizi seyretmeyiz” gibi masum görünen, bir düşünceye kapıldık.

Hatta “el kadar” çocuğumuzu” sakinleşsin ya da ev işleri yapan anneye problem çıkarmasın diye saatlerce televizyonun karşısında oturttuk.

Ve çocuk televizyona bağımlı olarak büyüdü gelişti, genç kız ya da delikanlı oldu…

Okuldan geldiğinde apar topar yemeğini yiyip oturdu karşısına ve ta bebeklik çağından itibaren bilinçaltına gönderilen mesajlarla kafasında “rol modeller oluşturmaya” başladı. Falanca televizyon programlarındaki kahramanlar gibi konuşmaya, filanca gibi giyinmeye kısaca “başkaları gibi” yaşamaya başladı.

Derken biz her defasında, “bazen çok sert tepkilerle, bazen anlatarak, bazen ikaz ederek ama her defasında yorgun ve bitkin” ama gerçek suçlu ya da sorumlunun “kendimiz olduğunu” da çok defa unutarak yenik düştük.

Saygı beklerken gördüğümüz hırçınlıklar, “aslında ben onlar için ne kadar da fedakârlık yapmıştım” diye sızım sızım sızlattı içimizi…

Yine fedakârca çıktığımız alış verişlerde “giyecek” konusunda yaşadığımız tartışma ve çatışmalarla, bir kez daha yenildiğimizi hissettik. Kızımız bizim istediğimiz gibi değil, televizyonda gördüğü, mp3’ten şarkılarını dinlediği “rol modeli” gibi giyinmek istiyordu.

Kısaca, cennetimiz olan ailemiz, servetimiz olan çocuklarımızla birlikte saadetimiz, huzurumuz, sevincimiz… bir bir elimizden uçup gidiyordu…

Sahi nerede yanlış yapmıştık, samanlıkta kaybettiğimizi ne zamana kadar dışarıda arayacaktık?

Üstad, “Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstahak olur” diye buyurmaktadır.

Suçu kendimizde aramaya başlayınca, çözümde beraberinde gelmeye başladı. Evet, biz her ne kadar kapılarımızı çelikten, pencerelerimizi demir korkuluklardan yapmış olsak bile, televizyonla hem kafamızı hem kalbimizi açmıştık dışarıya. Sorgusuz ve hesapsız bir şekilde.

Evet dostlar, gün, “Zararın neresinden dönsek kârdır” hesabı bu gidişe bir dur deme zamanıdır.

Sığınağımız olan evlerimizi yeniden bir cennet bahçesine çevirmek için,

-Dur demeliyiz televizyona…

Ta ki aile meclislerimizi yeniden kurabilelim.

Ta ki birbirimizi anlama ve dinleme imkanı bulabilelim.

Ta ki hedeflerimizi ortaklaşa tespit edip sağlıklı kararlar alabilelim…

-Dur demeliyiz televizyona,

Ta ki okuma saatlerimiz olsun hep birlikte,

Ta ki namazlarımızı kılalım cemaatle…

Ta ki Eğlence saatlerimiz olsun topluca,

-Dur demeliyiz televizyona;

Ta ki tesbihatlarımızı yapalım huzurla,

Ta ki Dersimizi okuyalım sırayla,

-Dur demeliyiz televizyona;

Ta ki Kur’anımızı öğrenelim doğruca

Hadisler ezberleyelim güzelce

İlahiler, gazeller, okuyup huzurla dolalım zevkle coşalım…

“Yitik sevdamızı, kaybolan saadetimizi geri getirmek adına!”

Dur diyelim televizyona…

Halim Ulaş
acizkul bunu beğendi.
Dürr-i meknun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Dürr-i meknun Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
2 üye Teşekkür etti:
acizkul (02 Şubat 2012), Necmi (03 Şubat 2012)
Alt 02 Şubat 2012, 10:33   #2
Modaratör
 
acizkul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21 Ekim 2010
Mesajlar: 899

Ettiği Teşekkürler: 2.139
579 Mesajı 1.027 Teşekkür Aldı
Standart

kardeşim geçenlerde okumuştum tekrar okumam gerekiyormuşki vesile oldunuz ...
bu yazıyı mutlaka evlere asmak gerek.!..
__________________
Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip herşeyi mahbubuna feda eder. Yahut mahbubunu îlâ ve senâ etmek için başkalarını tenzil ve mânen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: “Güneş mahbubumun hüsnünü görüp utanıyor; görmemek için bulut perdesini başına çekiyor.”
.

Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz İsm-i Âzamın bir sahife-i nuranîsi olan güneşi böyle utandırıyorsun?

Sekizinci Mektup
acizkul isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
acizkul Kullanıcısına;
Bu Mesajı için
Teşekkür Eden Üyeler:
Necmi (03 Şubat 2012)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hutbe-i Şamiye Necmi Hutbe-i Şâmiye 0 17 Ocak 2011 08:57
KonuLarına Göre AyetLer (K ) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:56
KonuLarına Göre AyetLer ( Ö) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:50
KonuLarına Göre AyetLer ( Y) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:39
KonuLarına Göre AyetLer ( Z) Necmi Konulara Göre Âyetler 0 13 Mayıs 2009 19:37


sinan525 saat..


vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” Hz. Muhammed (S.A.V)
NuruAhlal.com